Sizi bilmem ama ben Recep Akdağ’ı mumla arıyorum! Cumhuriyet tarihinin kesintisiz en uzun süre görev yapan Sağlık Bakanı... Dile kolay, dört kez üst üste atandı o koltuğa. Kimse kusura bakmasın, kara kaşına kara gözüne bakan yapmadılar. Siyasetçinin kralıydı, insan odaklıydı. En önemlisi; Erzurum’un her derdinde sahadaydı, çözüldü çözülmedi ama hesap sorabilirdiniz.

Hiç unutmam; bir gün Cumhuriyet Caddesi’nin kaldırım taşını, asfaltını sormuştum ona. Çevresindeki zevat "bu ne saçmalıyor" diye bana bakarken, Akdağ durdu: "Haklısın, uyaracağım" dedi. Ertesi gün caddeye asfalt döküldü, kaldırımlar yenilendi. Şehrin her sorununa hâkimdi. Yakasına yapışırdık, hesap verirdi.

Gel şimdi bu tarafa... Kent göçten eriyor, ekonomi can çekişiyor. Uçak bulamıyoruz; hızlı tren, hafif raylı hikâye! Hangi derdimizde Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in imzasını gördünüz? Göremezsiniz! Geçen Nisan’da manşetlerdeydi: "Yeni stat ihalesi bu ay sonu tamam" dedi. Temmuz bitiyor, ortada ne ihale var ne stat!

Peki, bizim Bakanı nerede görüyoruz? Ya oturarak su içerken alkış topluyor ya da televizyonlarda "Kurtuluş Savaşı değil, Millî Mücadele diyeceksiniz" polemiği yapıyor. Savaş biteli bir asır olmuş ama biz bu şehirde, bu ülkede hâlâ savaş veriyoruz! Ev geçindirme savaşı veriyoruz, ay sonunu getirme savaşı veriyoruz! Millet can derdinde, geçim derdinde; siz kalkmış yüz yıl önce bitmiş savaşın adını ne koyalım derdine düşmüşsünüz. Tamam, inat etmiyoruz, sizin dediğiniz olsun; müfredatı da değiştirin, adına Millî Mücadele de deyin... Ee? Erzurum'un, bu halkın sorunları çözüldü mü şimdi? Millet bu proje işlerini yemiyor artık! Efendim demem o ki; biz zaman içinde bu şehirde sadece göçle insanımızı kaybetmedik, siyasetçimizi de kaybettik!